13 Kasım 2011 Pazar

Alkollü Kadın Yanındaki Dostane Erkeğin Acısı

Merhabalar efenim,bu asortik yazımda sizlere bir kız arkadaşıyla akşam içki içmeye çıkıp sarhoş olan kızın yanında duran ve mitlerde,destanlarda bahsedilen acıları bir gece içerisinde yaşayan o erkeğin dramından bahsedeceğim.

Her şey çok basit bir telefon görüşmesiyle başlar ve akşam saatlerine gelecek şekilde alkollü bi ortamda buluşma sözü verilir.An geldiğinde erkek,olacaklardan habersiz yavru bir serçe masumiyetinde evinden kalkar ve sözü geçen 3. sınıf bir akustik gitaristin binbir çeşit saçma şarkı bağırdığı o mekana ayak basar.Mekana oturulduktan hemen sonra ekseriyetle 70cc’lık biralar ısmarlanır ve samimiyetle samimiyetsizlik arasında bir sohbet başlar.Erkek,hiç bir artniyet beslemeden gitmiştir bu buluşmaya ve zihninde gram o gece için sekse yer yoktur.Bundan ötürüdür ki erkek zaman içinde sohbetten sıkılmaya ve “Buraya gelen aklımın köşesini sikim bira kere,evimde oturup kıç büyütürdüm papatyalar gibi ne güzel” gibi birtakım düşünceleri aklına enjekte eder.

Zaman içerisinde ikinci ve üçüncü biralar ısmarlanır ve ahiret zamanı yaklaşmaya başlar.Oysa ki kız daha ilk anda sarhoş olup “senin ağzına yüzüne sıçacam bu gece” sinyalini vermiştir.Yeterli miktarda alınan alkolden sonra kız ayağa kalkıp "Gül belalıdır,gülün gözü eladır” şarkısı eşliğinde şaman ayini niteliğinde saçma bir dans etmeye başlarken erkek hala olacaklardan habersiz masanın en ıssız köşesinde oturuyordur.Artık,ahir zaman gelmiştir ve o andan sonra geri dönüş yoktur.

Kız sırayla saçmalamaya,sağa sola çarpmaya,unutamadığı “........ ‘yı hala çok seviyorum yhaa” çığlıkları atmaya,kusmaya ve en sonunda bayılmaya başlayacaktır.Bunun yanında duran erkek ise modern dünya ahlakının getirdiği “Kadın narindir ve korunma ihtiyacına sahiptir” erdemine boğulup bu tür bokların hepsinden kızı çıkarmaya çalışacaktır.Rezil olduğuna mı yansın yoksa gecenin başında normal bir insana benzerken zaman ilerledikçe Loch Ness gölü canavarına benzeyen yanındaki mahlukata mı yansın ortada göt gibi kalan erkek ise bunların hepsini neden yaşadığını,çok sevdiği Rabb’inin onu sınadığını düşünmeye başlar.Yaşadıkları erkeği o kadar etkiler ki biricik anasını,hiç bir zaman yeterli sevgiyi ve saygıyı gösteremediğini düşündüğü babasını,küçük kız kardeşini,mutluluğu için dövüştüğü insanları,sevda türküleri,uzaylar,gezegenler ve yıldızları düşünmeye ve hatta onlara veda etmeye başlar.

Gece bittiğinde erkek evine giriş yapar ve hayattan ölesiye tiksiniyordur.Artık dünya görüşü tamamen değişen erkek bir daha eski sakin yaşantısına dönemeyeceğinin bilincinde ve derin hezeyanı içindedir çünkü artık o ateş köprüsünden çıplak ayakla geçmiş ve tanrılar diyarını çıplak gözleriyle görmüştür.

6 Eylül 2011 Salı

Tek peçeteyle sıçan adamın hikayesi II

Acaba götünü silebilecek miydi...

Artık halk dans etmeyi bırakmış,gözleri mermer sertliğinde insandan çok yaratığa benzeyen seçilmiş olanı izliyordu.Her şeyin,bitmesine tamda ramak kalmışken artık kimse konuşamıyor,heyecanla seçilmiş olanın götünü silmesini ve deyim yerindeyse pirüpak etmesini bekliyordu.Güneş artık dağların ardında gizlenmeyi bırakmış,meraklı bir kadın gibi olanları seyrediyordu ihtişamıyla.Artık o kutsal götün silinmesi ve köyün çile dolu bekleyişinin son bulması gerekliydi.Seçilmiş olan cebinden peçetesini çıkardı ve üstündeki salam parçalarını temizledi.Tam götüne götürüyordu ki bilgelerin bilgesi Nazif amca ona durması gerektiğini söyledi.Nazif amca hızlı hareketlerle tapınağa gitti ve elinde işlemeli dantelli bir peçeteyle geri döndü.Üzerinde eski dilde “Yaşamın kaynağı,cennetin kapısı olan göte aittir” yazıyordu ve kıtlığın bitmesi için götün sadece bu peçeteyle silinmesi gerekliydi.

Yalnızca bu peçete bu götü silebilirdi...

Nazif amca yüzünde yumuşak bir gülümsemeyle peçeteyi seçilmiş olanın elleri arasına bıraktı ve halk arasındaki yerini aldı.Artık herşey seçilmiş olanın elindeydi.Şamanlar birkaç dua daha ettikten sonra seçilmiş olan peçeteyi yavaşça götüne yaklaştırdı.İnsanlar nefes almayı bırakmış bu yüce göte dua ediyorlardı.Hastalar bokları eline yüzüne sürüp şifa bulmayı umuyorlardı.Tam da bu sırada seçilmiş olan peçeteyi götüne değdirdi.Yavaş ve temkinli hareketlerle götünü temizliyordu ki birden bir çığlık duyuldu seçilmiş olandan.En güçlü depremden,en yüksek volkandan,en hiddetli selden daha büyük bir gürültüydü.Sanki tanrılar birleşip bütün gazaplarını dünyaya salmışlardı.İnsanın içindeki bütün mutluluğu bir anda yokeden bir çığlıktı.Seçilmiş olanın götü aniden tutuşmaya başladı.Alev alev,simsiyah bir ateşle yanıyordu.Hızlıca elindeki peçeteyi yere fırlattı.Dünya üzerinde bundan daha sert bi acı yoktu adeta.Şamanlardan birisi peçeteyi alıp baktığında gerçeği anında farketmişti.

Göt,alev alev yanıyordu...
               
Şamanlar hiçkimseyle konuşmadan aceleyle çadırlarına girdiler ve yüksek bir ses tonuyla yalnızca kendi bildikleri dillerinde tartışmaya başladılar.Köyde artık sevinç yerini şaşkınlık ve hüsrana bırakmıştı.Artık insanlar o güzel günlerin geleceğine inanmamaya başlıyordu.Birkaç saat sonra şamanlar çadırlarından açıklama yapmak için çıktılar.Emin olmak için seçilmiş olanın yanına gidip neşterle götünden bir parça aldılar ve peçetenin üstüne bıraktılar.Kesilen parça saniyeler içinde simsiyah bir dumana dönüşüp kaybolmuştu.Peçete,lanetli olan başka bir kopyasıyla değiştirilmişti.Yanı peçete sahteydi.Fakat bunu kim yapmış olabilirdi? Koca bir köyün bu kadar zor durumda kalmasını şeytandan başka kim isteyebilirdi.Tüm bunlar insanların zihnini solucan gibi gıdıklarken gölgelerin ardında bi silüet belirdi.Yeşil kumaş pantolonu,krem rengi gömleği ve kahverengi süveterinden bu gelenin kim olduğu hemen anlaşılmıştı.Gelen köyü yıllar önce terkeden ve köyün lanetlediği pislik,aksi,huysuz ihtiyar Dümbük Kazımdı.Yüzünde hain bir gülümseme belirdi ve birden gök simsiyah oldu.

Bunu yapan Dümbük Kazım mıydı?
                                                                                                                                Devamı başka bir güne.

2 Ağustos 2011 Salı

Abazalık ve arkadaşlıklar üzerine

Merhaba papatya reçellerim.
Bugün sizlere 21.yüzyılda globalleşen dünyanın en büyük problemi haline gelmiş olan abaza ve mutsuz arkadaşlardan ötürü kadınlara yaklaşamama sorununa değineceğim.Biliyorum ki hepimizin çevremizde 1,2,10,20 abaza,zaman içerisinde abazalaşmış,kadere rest çekip bir garibanın elinden tutayım derken abazalaşmış,bir iki manuel takılayım onun tadı ayrı derken abazalaşmış ve bu abazalığın mutlak getirisi olan mutsuzlukla harmanlanmış olan arkadaşlar mevcut.Sorun bu arkadaşların içinde oldukları psikolojik bu durumdan ötürü durumlarını olduk olmadık paylaşmaları,bir lokma kadın görse bile saldırmasından kaynaklanıyor.Böyle bir durumda karşınızdaki arkadaşınıza öğütler vermek,sırt sıvazlamak,tavsiye vermek gibi yaklaşımlarda bulunmanız çok afaki olmaktan öte problemi katalize etmekten başka bir işe yaramayacaktır.Peki böyle bu durumla karşılaştığımız zaman napmalıyız.Haydi gelin hep beraber maddeler halinde problemimizin çözümüne ilerleyelim.

1-Eğer bu abaza ve mutsuz arkadaşınız bizzat benim gibi zamanla artık kendinden vazgeçmiş,abazalığı yüreğinde sindirmiş,benliğinde hazmetmiş ise üzerinize düşen sorumluluk azdır.Sadece nöbet zamanlarında asıl probleme yönelik çözüm bulmak amacıyla yetişkinlere yönelik sinema sektöründe belirli bi kaliteyi yakalamış  Stoya Doll,Lexi Belle,Jenna Jameson gibi aktrislerimizden sahneler önerebilir ya da “şu kızda incir gibi göt varda salak işte,abi hepsi böyle gerçi” gibi cinselliğe yönelik fakat alttan alta yermeye yönelik cümleler kurabilirsiniz.Böylelikle abaza arkadaşınız deşarj olacak ve ilgisini kaybedecektir.

2-Eğer arkadaşınız abaza,mutsuz ve saldırgansa tez zamanda problemi çözmeye yönelik yöntemlere başvurmanız gerekebilir.Herhangi bir olağanüstü abazalık belirtisi varsa ekseriyetle tuvalete kitlenmesi yahut yatıştırıcı iğneyle sakinleştirilmesi gerekebilir.Ekstradan yapabilecek pek bir şey bulunmadığı için yapabileceklerimiz bunlarla sınırlıdır.

3- Eğer arkadaşınız artık abazalıktan başka bir boyuta geçiş yapmış,yaşam tarzında büyük değişikler yapmışsa zorlamanıza gerek yok,ufak ufak arkadaşlığınızı bitirmeye yönelmenizi öneririm.

                                                                                                      İyi günler dilerim.

31 Temmuz 2011 Pazar

Tek peçeteyle sıçan adamın hikayesi

Günlerden karanlık,insanın boğazında leş bir balgam bırakan ağırlıkta bir gündü.Bilgelerin kehanetlerinde bahsettiği,günün birinde tek bir peçete ile sıçmayı başarıp bütün dünyaya huzur ve gelmek bilmeyen beraberliği getireceğine inanılan erkek çocuğunun doğmasından tam 20 soğuk yıl geçmişti.Halk 20 yıldır o sancılı ve korku dolu doğumun olduğu günden beridir ekinlerinden hasat alamıyor,hayvanlarından yavru alamıyor,deyim yerindeyse bi lokma ekmeği zor kursağından geçiriyordu.Herkes seçilmiş olanın tek peçeteyle sıçacağı o kutsal günün gelmesini iple çekiyordu.Fakat seçilmiş olan kendini karıya,kıza,kumara vermiş çalıştığı rot-balans dükkanından kazandığı 2 kuruşu pavyonlarda yiyordu.

O sancılı ve korku dolu doğumun üstünden tam 20 yıl geçmişti..

Seçilmiş olan gecenin en hayalet zamanlarından birinde evine dönerken bakkala uğramış,yarım salam-kaşar yaptırmak için Ragıp amcayı yatağından kaldırmıştı.Tam o sırada pavyondan defalarca cıkarmaya çalıştığı fakat her seferinde başka adamlarla yiyişirken yakaladığı yarini görmüştü.1-2 dolu gözlü sohbetten sonra evine doğru yola koyuldu.Eve vardığında salam-kaşarını yedi,son bir sigara içip yatıcaktı.Sigarasından 3. nefesini çekerken daha önce görülmemiş cinste ve büyüklükte,bir orduyu saniyeler içerisinde yok edebilecek bir karın ağrısı hissetti içinde.Ekseriyetle sıçması gerektiğinin farkına vardı ve kubura benzeyen tuvaletine doğru hızlı adımlarla ilerledi.Dikkatli bir insan olduğundan sıçmadan önce suların akıp akmadığına ve tuvalet kağıdı miktarına bakardı.Zira kendisi göt temizliğine el temizliğinden önem verirdi.Götleri çok severdi.

Götleri çok severdi...

Tuvalet taramasını yaparken hiç tuvalet kağıdının kalmamış olduğunu farkettiğinde yıkılmıştı,adeta evladını savaşta kaybetmiş yalnız bir balıkçının yalnızlığına bürünmüştü an gelince.Hava artık aydınlanmış,kasaba ahalisi sokaklarda işe güce başlamıştı.Seçilmiş olan evde tuvalet kağıdı ararken sadece geçen günden kalma kaşar-salamın peçetesini bulmuştu.Tanrım! o gün geliyor muydu.Başaramayacağı,tek peçetele sıçamayacağı korkusu aklına ve kalbine düştükten sonra hızla kasabadan uzak olan evinden çıktı ve kasabaya doğru koşmaya başladı.Koşarken şahane büyüklükte bir bok makatını adeta tokmaklıyor,çıkmasına izin vermesi için işkence ediyordu.Kasabaya tamda 100 metre kaldığı sırada artık dayanamayacağını anladı.Artık kehanetlerde bahsedilen,dünyaya birlik ve beraberliği getireceğine inandırılanın bu ölümcül tecrübeyi yaşaması gerektiğini anladı.Hemen yanındaki köyün en kutsal ağacının dibine gidip dualar ettikten sonra ağacın tamda önünde önce pantolonunu sonrada kutsanmış kilotunu sıyırdı.Artık sıçmalıydı,köye huzur getirmeliydi.

Beklenen günler acaba gelecek miydi?

Seçilmiş olan kendi içinde yapıp yapamayacağı korkusuyla savaşırken,köyün yaşlılarından ve bilgelerinden Nazif Amca durumu farketti ve hemen telekinetik bok teknikleriyle kasabaya haber uçurdu.Kasabalı artık kıtlığın bitmesini,tanrılar tarafından hediye edilmiş bokların seçilmiş olanın efsanelerde bahsedilen makatından çıkıp kasabayı adeta sarıp sarmalamasını bekliyordu.Tam da bu sırada,güneş yeryüzünü asaletle selamlarken seçiliş olan kararını vermişti,artık olması için doğduğu adam olmalıydı.Keskin bir nara duyuldu uzaklardan.Toprakları titreten,en korkusuz yaratıkların bile gönlüne korkuyu tattıracak bir nara.Artık sıçış başlamıştı.Halk ağacın ve seçilmiş kişinin etrafında danslar yapıyor,şamanlar seçilmişin makatı için dualar ediyor,bilgeler sessizce bekleyişlerini sürdürüyordu.Derin bir ıkınmadan sonra muazzam bir bok çıkışı başlamıştı.Boklar gözle bakılamayacak kadar parlak ve kokusu burunla koklanamayacak kadar  keskindi.

Sıçış başlamıştı...

Dağları titreten sıçış başlamış,insanlar dans etmeyi bırakmış,yüreklerinde ki  sevinç yerini korkuya bırakmıştı.Bunun yanı sıra çıkan bok miktarı katlanarak artıyor,seçilmiş olan insandan daha çok bir yaratığa benziyordu.Bu yaratık masallarda adı geçen dua eden insanların üstüne sıçarak onları kutsayan,ve bokunun baldan tatlı olduğuna inanılan tanrıdan başkası değildi.Böyle bir gücü bir insanın barındırması akıl almaz bir durumdu.Seçilmiş olan artık çömelmeyi bırakmış sanki bokun üstünde otururcasına sıçıyordu.Kutsal ağaç artık görünmemeye başlamıştı.Seçilmiş olan son bir çığlık attı,son bir çığlık.Sonunda sıçış bitmişti ve beklenilen günlerin gelmesi için sadece su olmadan götünü bir tek peçeteyle silip temizlemeliydi.Bunun için 20 yıldır üzerine çalıştığı tekniklerden çok daha öte bişey gerekliydi.

Acaba götünü silebilecek miydi...
                                                                                                                            
Devamı başka bir güne.

24 Mayıs 2011 Salı

Evrilmek ve boş hayatlar üzerine

İnsan olarak herzaman belirli bir sahte kalitenin üstüne çıkmak için çabalamamızı evrim ve evrilmek kavramına yorduğumuz içindir belkide medeniyetlerimizin çöküşü.Yoksa karakter olarak yücelme içgüdüsü olan insan nasıl olurda bir kaç kağıt parçası,beton yığını ve toprak parçasının kafesine ağzı kulaklarında girmeye çabalar.Nasıl oldu da kaldırımın soğuğunu hissetmeden kuştüyü yatakların iyi olduğunu kendimize kanıtladık,nasıl oldu da toprağa tapınmayı tatmadan,güneşe secde etmeyi yaşamadan soyut ve somut putlara tapınabildik.Nasıl oldu da boş olan bardağın yarısının kendimiz olduğunu yokun aslında en varolan olduğunu görmeden dolu kısmında yüzmeye başladık bardağın.